29 Nisan 2012 Pazar

Sinirliyim, ama dövmedim

Sabah işe geldiğimde, "buranın ağası benim" dercesine yürüyen, hep kafasını yukarı kaldırıp gözlerini kısarak bakan, kapıları tekme ve omuz hareketleri ile açan sağlık memurunun bana nasıl olduğumu sormasına çok şaşırdım. Yüz ifadesi hiçbir zaman değişmediği için geleni göremedim.
-Siz nasılsınız?
-Ben hiç iyi değilim. Siz benim yemek yememe nasıl karışırsınız? Kimsiniz siz ya? Kim oluyorsunuz?

İdarecilerle arayı iyi tutmanın en önemli getirisi maddî oluyor tabii, ama böyle dayılanmanın zevki de başka olsa gerek. O ifadesizliğin içinde beliren keyfi görmemek mümkün değildi. Bu konuşma benim kibarlığıma rağmen tartışmaya dönüştü. Hem de olabildiğince sert. Ağzını, burnunu dağıtmadığım yetmiyormuş gibi söylediği kötü sözlere sözle dahi cevap vermediğim için şu an masayı kemiriyorum sinirden.

Beyefendi, hem öğle hem akşam yemeğini arasını iyi tuttuklarının yaptığı gibi bedava yesin ki yemek şirketi de bunu özürlü çocukların yediği yemekten kısarak telafi etsin. Tabaklara konan miktar azalsın, bir elma yarım olsun, kullanılan markalar değişsin.

-Ben ne yaparsam yapayım siz bana müdahale edemezsiniz, Seyyarat Hanım.
-Sebep?
-Maaşım sizden çok. Hem arkamda kim var biliyor musunuz?
-Yoo.
-Sizin tanıyamayacağınız insanlar. Dokunamazsınız bana.
Mide bulantısı.

3 yorum:

blueagenda dedi ki...

Bu kafa değişmez, imkanı yok. Acaba burda ne yapıyorum? tarzı sorularla insan fazlasıyla haşır neşir ediyor kendisini. Buna rağmen bu sistem hala ayaktaysa senin gibi insanlar sayesinde.

Biraz dedi ki...

...Ne ilginc ki adamcagizin(!) maasi da yuksek, arkasinda bir suru insan da var. Fakat hala bir bedava ogle yemegine muhtac.

Bazen susmak boylelerine en iyi cevaptir. Hani yok saymak, hani muhatap alinmadigini hissettirmek bakimindan en iyi cevaptir.

seyyarat dedi ki...

Çok geç cevap veriyorum, kusura bakmayın.
Ne yapılması ya da ne denmesi gerektiği konusunda herhangi bir kararım olmuyor aslında. Üzülüyor ve susuyorum, dayanamıyor ve karşı çıkıyorum. Hepsi bu.