13 Ekim 2010 Çarşamba

EEG-MR-CT SCAN

Gelmeden evvel yazmıştım birkaç kez hastanede yaşadıklarımı. Burada nasıl işliyor bu işler gördüm.

Çok alışmışım orada hemşirelerle, asistanlarla konuşup da sonra hocaları ile görüşmeye. Karşıma çıkan genç doktoru da asistan sandım. Aynı şeyleri birkaç kez anlatacağımı düşündüğüm için kendimi fazla yormamaya karar verdim. Ne sorsa "üff" dedim. Sorularından hoşlanmadığımı belli ettim.
-Uzun süreli olanlar kaç kere oldu dediniz?
-Üçüncü kez soruyorsunuz bunu. Yazdınız üstelik.
-Olabilir.
-Oradan bakabilirsiniz.

-Bunlar başlamadan önce bir şey oldu mu?
-Evet, depresyon.
-Neden?
-Birkaç sebepten.
-Nedir onlar?
-Nedir mi? Nasıl yani?
-Evet, nedir o sebepler?
-Söylemek zorunda mıyım?
-Yani...Söylemek istemiyorsanız...
-İstemiyorum. Size söylemek istemiyorum.
-Peki...

-Yalnız şimdi ayakkabı da çıkartmamı isteyeceksiniz, çok zor o.
-Ama yapmamız lazım.
-Ya bunlar bana kaç kere yapıldı. Biliyorum ben, bir şey çıkmıyor.
-Olmaz öyle.
-Ama ayakkabılarım bağcıklı. Çok zor.

-CT scan mi? Onunla teşhis koyulmaz ki!
-Ne yapayım?
-Ama öyle olmaz!
-Ben ne yapabilirim?
-MR, EEG lazım.
-İyi, yapın.

-Bana hepsini bir daha tek tek anlatır mısınız?
-Üff. Yoruldum.
-Anlatmayacak mısınız?
-Hayır.

-Şimdi nasıl moraller, keyifler?
-!!!!

Görüştüğüm kişinin asistan değil de doktor olduğunu öğrenince hiç bozmadım tabii tavrımı.

Burada hastanede işleri halledebilmek için birilerini tanımak gerekiyormuş. Tanıdığımız kişi profesör olunca orada çalışanlardan birine teslim etti beni. Musa. İş bitirici ne demek onda gördüm. Adam bütün gün oradan oraya dolaşıp birilerine bir şey yaptırıyor. Tam olarak işinin ne olduğunu anlamadım. Birçok şeyi anlamadım aslında. Mesela, bana "Niye geç kaldın kız?" derken, ona bir yere nasıl gideceğini soran kadının arkasından "Terbiyesize bak! Elinde sigarayla bana yer soruyor!" diye kızmasını anlamadım.
Bana söylediği her şeye tepki gösterdim. Bana ısrarla Sibel demesine de; ama vazgeçiremedim. Ne zaman ki bana "Kes sesini! Çok konuşma da yürü!" dedi o zaman benim de içimdeki hastane canavarı ortaya çıktı. O anları size anlatmak istemiyorum. Beni hep iyi hatırlayın. Musa'yı unutalım.

Elimde beş tüp kanla dolaşıyordum bir ara. Züleyha Hanım'ı arıyordum. Bunu söylediğim biri şöyle dedi:
-Hanım?
-Evet, Züleyha Hanım.
-Mmm. Bilmiyorum. Züleyha mı?
-Evet.
-Desene Züleyha diye. Ne hanımı!

Hastanelerde en çok şaşırdığım şey hastaların arasında hızla kurulan bağ. Dertlerini anlatıyorlar, birbirlerinin çocuklarını seviyorlar, birbirlerini teselli ediyorlar. Bunların hepsi o kadar hızlı gelişiyor ki nasıl olduğunu anlamak mümkün değil.

Karnım tok ve saçım temiz bir şekilde EEG çektirecek olmanın heyecanını yaşıyorum şimdi. Gerisi mühim değil.

1 yorum:

togliatti dedi ki...

ben o doktorlari her gun goruyorum, bazilariyla muhatap olmak durumunda oluyorum, cok bktan, stresli acaip bisey oldugunu tecrube ettim! Hah bi de, MEG diye bisey var, EEG'nin ikiz kardesi oluyor kendisi, onda saclara bisey olmuyo, hem kafana bisey de takmiyorlar, ama bizim ulkede yok maalesef..