22 Temmuz 2010 Perşembe

Münih'te beklerken

Arkadaşlarım, vedalaşırken bana "Sakın ağlama." dediler. Tutmak için çok çabaladım. Olmadı.
Hissiz bir uçak yolculuğu geçirdim. Son birkaç günün uykusuzluğu ve yorgunluğu da etkili tabii ama bu kadar hissiz oluşumun tek sebebi bu değil sanırım.
Ne olacağını, ne yapacağımı kendime sormamaya karar verdim.
Geleceği kafasında muhakkak planlayan ben, artık anladım ki hiçbir planımın hükmü yok. Tahminlerimi de planmış gibi kabul ettiğimi görünce, onu da bıraktım.
Sekiz saattir havaalanındayım. Kafamı masaya düşmekten zor koruyorum. Mektuplar yazdım, kitaplar okudum; daha beter oldu. En azından eve gidince uyuyabileceğimi biliyorum. Uyanabileceğimden daha çok biliyorum belki.

Uçakta kitabımı unuttuğumu az önce fark ettim. Gösterdikleri o uzaaak yere gitmeyi göze alamadım. "Bunlar ağır oldu." diyen arkadaşlarıma kanıp boşalttığım valizler yüzünden üç ayrı kişiyi havaalanında karşılamak zorundayım daha sonra.
Üstelik ben çok ağır bir küçük valiz ile plaj çantası boyutlarında bir kol çantası taşıyorum. Ağırlıkları ise benim ebatlarımda birini öldürüp, kesip, paketlemişim gibi.

Bilgisayarda Boston saatini görünce hissizliğim bir mide bulantısına dönüşmeye başladı. Hislerim, boğazımda bu düğümü oluşturduktan sonra mideme iniyor gibi. Hem de yumruk gibi. Midem, aklım kadar olmasa da bulanıyor.

Beni karşılayacak babamın sevincine karşılık bu hüzün haksızlık gibi. Babama gitmek yerine dünyanın başka herhangi bir yerine gidecek uçağa binme isteği belki biraz da densizlik.

Duty Free'de sürdüğüm onca göz kalemi boşa gitti.


2 yorum:

once upon a time... dedi ki...

bende öyle hissediyorum bazen.hiç buralara gelesim gelmiyo.haksızlık mı oluyo şimdi babama?

seyyarat dedi ki...

Yok yok değil. Hiç değil. Çok normal bunlar.