1 Temmuz 2010 Perşembe

Loser

Bir sürü ilaç alıp ne varsa uyuşturdum kendimi. Buna rağmen bağıra bağıra ağlamamam, gözlerimde yaş kalmayınca inlemeye başlamamam için hiçbir sebep yoktu.

Kütüphaneye attım kendimi sonra. Herkes dağılmış yüzüme kırmızı gözlerime, elimdeki kağıt mendil topağına baktı. Umrumda olduklarını sanıp kafalarını çevirdiler. Bir bilgisayarın başına oturup emailler yazdım, arkadaşlarla konuştum. Rahatlatmak istediler, tavsiye verdiler, teselli ettiler. Sağolsunlar.

Kitapların arasına gidip en ilgimi çekenlerin olduğu bölüme girdim. Önce oturdum yerde. Sonra yattım. Bir süre bütün kitapların, rafların yıkıldığını düşündüm. Hayal ettim. Düşledim. Elimle yokladım hem, itiraf ediyorum. Sağlamdı. Sağlamlık beni her zaman şaşırtır. Bir şeyin sağlam olması sizce de çok tuhaf değil mi?

Kalkıp artık yerlerini ezberlediğim kitaplara bakıp ne zamandır aklımda olan iki tanesini aldım. Ormana bakan pencerenin önüne geçip çılgınca kitap okudum. Hızlı hızlı. Yine de birçok şeye katılarak, şaşırarak.

"Hala ne yapıyorsun orada?" diye sordu arkadaşım. Kitap okuyordum, dedim. "Loser" dedi. Buna yarım saat güleceğimi bilemezdi tabii. Gözlerimden tekrar yaş gelene kadar güldüm. O ise şaşkın şaşkın baktı. Neden güldüğümü sordu. Çünkü gerçekten tam bir loserım, dedim.

Bir de insanın ne olursa olsun yemek yiyebilmesi sizce de çok acayip değil mi?

2 yorum:

Adsız dedi ki...

yeme olayi cok acayip sahiden, orda cenaze duruyor, sen sofra basina toplaniyorsun falan.

Angel of the Morning dedi ki...

ne olursa olsun yemek yiyebilmek, tuvalete gidebilmek ve asik olabilmek hep sasirtmistir beni de.

ps i miss you