23 Haziran 2009 Salı

Pişmaniye

Demiştim ki bir süre önce "Hayat pişmaniye yemek gibidir."
Ben sözümün arkasındayım arkadaşlar. Benzetilebildiği binlerce şeyle birlikte hayat bir de pişmaniye yemek gibi. Çok merak edilen anlaşılamayan türlü yorumlar yapılan bu sözü bir de ben neden söyledim açıklayayım. (Hepsi haklı, yerinde yorumlardı bu arada.)

Öncelikle ben pişmaniyeyi çok severim. Öyle uzun yolculuklara, otobüs ve ya tren garlarına gerek yoktur eve bir kutu pişmaniye ile dönmek için.  Kutu açılır içinden bir parça pişmaniye taze olduğu için dağıtılarak alınır. Taze olması istenir/beklenir. Kim ister ki hiç parçalanmadan tutulabilen hatta sıktıkça küçülecek, yumuşayacak bayat bir pişmaniye parçasına parmakları arasına almayı?
Sonra bir elde pişmaniye dikkatle tutulurken nerede hangi koşullarda olduğumuza bağlı olarak diğer elde tabak olabilir, peçete olabilir, sadece diğer el orada aynı vazifeyi icra üzere bulunuyor olabilir. Pişmaniye ağza yaklaştırılır, taze olduğu için dağılır parçalanır. Bir de önemli bir konu şu ki; abim mesela daha rahat yer pişmaniyeyi. Bir dilimi daha hızlı ve bütün olarak ağzına atabilir. Oysa ben ağzım çok küçük olduğu için bir dilim pişmaniyeyi birkaç ısırıkla yiyebiliyorum. Haliyle önce dudaklarımın kenarına yapışıyor hatta belki yanağıma bazen, üstüme dökülüyor yapışıp kalıyor orada da. Bir de siyah giymişsem halim fena.

İşte bu sebeplerden ötürü hayat pişmaniye yemek gibi. Saray helvası değil dikkatinizi çekerim, pişmaniye.

3 yorum:

Serra Demirci dedi ki...

ben ben pişmaniyeyi çok severim.hayatı da.
babam diyem de akşama gelirken alsın.canım çekti valla.
hüh

zehra dedi ki...

Tamam da bacim,

Ben hala annamadim niye hayat pismaniye yemek gibi?
Yani ozen gerektiren bir sey mi?
Yapis yapis pisman eden bir sey mi?
Hem yasandigina sevinilen hem de keske yasamasaydim denilen bir sey mi?
Nedir ne?

SORUYORUM dedi ki...

hayatın tadına varmak lazım o halde, acı pişmaniye yok çünkü :D