3 Eylül 2010 Cuma

Taksim-Kadıköy

Merhaba. Size bu satırları Viennetta yiyerek yazıyorum. En son dokuz yıl önce yemiştim. Çıtır çikolata katlarını ayırmak hala zevkli. Ayaklarım üşüyor. Gidip de çorap alıp giymiyorum. Sırayla ayaklarımın üstüne oturarak kendi ısımla yetiniyorum.

Şaşırmış olabilirsiniz bunalımlı, ağlak bir yazı değil diye. Öyleymiş yazılarım. Okurken sıkılıyor yine de merak edip okuyorlarmış. Ben de size bu sıralar bütün renklerini kaybetmiş hayatımdan biraz bahsedeyim dedim. Bugünün bir kısmı olabilir.

Taksim'den bindiğim taksi-dolmuş, beni Kadıköy'e umduğumdan kırk beş dakika geç götürünce midem bulanmaya başlamıştı. Sonra bir mısırcı gördüm Haydarpaşa'ya yürürken. Annesiyle telefonda konuşuyordu ve ona "ana" diyordu. Hem de nasıl içten. Bir mısır aldım. Bol tuz istedim. Bana "kardeş" dedi verirken. Sonra, insan böyle sakin bir yolda, bir eliyle mısır bir eliyle yanağını kaşıyorsa neden mutlu olmaz ki, diye düşündüm. Mısır çok güzeldi. Bol tuzluydu.Yanaklarım kırmızı kırmızı idi.

İstasyona vardığımda mısır bitmek üzereydi. Son kalan taneleri ağzıma aldığımda yanıma yaklaşan -sanırım- yirmi yaşındaki çocuk "Abla, bir şey sorabilir miyim?" dediğinde fark ettim ki o mısır tanelerinin hepsi dişlerime yapışmış. Kafamı "evet" anlamında salladım. Mısırı nereden aldığımı sorunca da elimle işaret ettim. "Uzak mı?" diye sorunca anlamasını umarak elimle "dört" yaptım baş parmağımı kıvırarak.

Geldiğimden beri hayatımın en heyecanlı anlarını bana yaşatan kurum: TCDD. Trenin hangi perondan kalkacağı konusu ise hepimizin merak ettiği şey. Hele insanları bir trene bindirip sonra karar değiştiriyorlar ya nasıl eğlenceli, anlatamam. Bu akşam daha heyecanlı bir şey vardı. Bir tane (1) yeni tren var. Ona bindim. Yeni tren şerefine balonlar asmışlar garda. Binen herkes bakıyor, dokunuyor. Sonra benim TCDD tarafından gönderildiğini düşündüğüm bir amca bize (yanında ver karşısında oturanlar) şöyle dedi:

-Ne güzel oldu böyle yeni tren.
-Medeniyet ne güzel şey.
-Allah devlete, millete zeval vermesin.
-Çok güzel olmuş değil mi?
-Sessiz de hem.
-Sallamıyor da sanki eskileri gibi değil mi?
-Medeniyet başka şey canım.
-Bunu nerede yapmışlar acaba?
-Türkiye'de de yapsınlar artık.
-Bu Kore yapımı gibi duruyor.

Bu son cümleden sonra amcayı dinlemeyişimin iki nedeni var:
*Trene bakarak Kore'de yapıldığını yahut Korelilerin yaptığını anlayan bir adama duyduğum saygı.
*Başımın dönmeye başlamış olması.

Bu baş dönmeleri çok acayip. Yanımda ilacım yokken başka alemlere geçişin ilk adımı. En son hatırladığım ayaklarıma bakıp hala yürüyor olmama nasıl şaşırdığım. Bakkalın önündeki sandalyeye oturmuşum. Dondurma dolabının yanına. Sonra birden yanıma gelen adamı görünce kendime geldim.

-Buyrun. Dondurma mı alacaktınız? Yardım edeyim.
-Evet. Viennetta, lütfen.

3 yorum:

Adsız dedi ki...

ramazadan da başkalarına göstere göstere mısır yenir mi aaaa ayıp denen bişi var. cık cık

Ebru dedi ki...

Dünden beri aklımdasın

a.nur... dedi ki...

Bence eğlenceli yazdın hep, hüzünlü de olsa eğlenceli:)