19 Mayıs 2010 Çarşamba

Telefon rehberinde bir sürü isim var, numara var

Bir gün uzaklara gitmem gerek dersin. Birçok sebebin vardır. Önemli değildir şimdi hiçbiri. Giderken annenin son bakışı takılı kalır hep gözünde. Ben gitmek istiyorum dediğinde, sırf sen istiyorsun diye sesini çıkarmayan annenin. Gidemeyeceksin diye üzüldüğünde, gideceksin diye üzülen ama senin üzülmene daha çok üzülen annenin.
Anne gözden kaybolunca başlayan gözyaşlarını silecek biri lazımdır. Telefona sarılınca arayacak biri vardır. Ne mutlu. Ağlamak için arayacak biri. Ağlamanı dinleyecek biri. Senin için hep orada olacağını düşündüğün biri. Ne mutlu.
O gün parlak bir yaz günüdür. Sıcaktır. Yeni bir şeylere başlamak için iyidir.
Sonra bir gün başladığın her şeyin kötü gittiğini görürsün. Yine annenin yüzü gelir gözünün önüne. Sonra yine aynı şeyler olur. Biliyorsun. Başın döner. Dünya bir durur, bir hızlanır. Hiçbir şey gerçek değildir. Her şey gerçek olamayacak kadar hızlıdır. Nefes alamadığın zaman durur. Sonrası yere bırakılan bir topaç, aşağı salınan bir yoyo gibidir. Telefonu alırsın eline. Arayacak kimsenin olmadığını düşünürsün. Ne fena. Bir sürü ismin arasında sesini duyacak kimse yoktur. Rüyalarındaki gibi. Hani seslendiğinde kimsenin duymadığı, bağırdığın ama hiç sesinin çıkmadığı. Sesin çıkmazsa kimse yardım etmez ki. Ne kötü.
Yağmur yağarken ağlamak çok kolaydır. Yalnız cebinde burnunu silecek bir kağıt mendil yoktur. Bu kötü. Gözyaşlarını silmezsin. Burnunu çekersin. Mendil isteyecek kimse yoktur. Otobüste bir kadın şoföre sürekli espri yapmaktadır. Berbat Amerikan esprileri. Kadının ağzı gitgide büyür. Otobüsü kahkahaları, yüzünü dudakları kaplamıştır. Sesin çıksa gidip "Hiç komik değilsin!" demek istersin. Niye demeyesin ki? Esprileri çok kötü.
Eve gelirsin. Sana "Ağladın mı sen?" diye sorar. Her zamanki gibi yalan söylersin. Fazla yalan bir gülümseme kondurur ve "Yok canıım" dersin. Ne kötüsün.  Oysa annen hala sana bakıyor.

2 yorum:

zara dedi ki...

gozlerim doldu, annemi ozledim

Adsız dedi ki...

agladin mi sen?