26 Ekim 2009 Pazartesi

SunHee ve ChangHo Kim'in Garip İlişkisi Üzerine

SunHee, benim eski okulumda bir dersimin asistanı idi geçen yıl. Koreli SunHee, dersin yarısını ona bırakan hocanın güveninin hilafına müthiş bir Kore aksanıyla konuştuğu için hiçbir şey anlamazdım. Tahtaya yazsın en azından neden bahsettiğini diye rica ederdim de olmazdı. Sonra anlamayan Koreli öğrencilere -hiç anladıklarını görmedim- Korece anlatırdı. Aramızdaki tek ders dışı diyalog ise benim bir tarzım olduğunu düşündüğünü söylemesi ve benim onun tarzını, gözünün üstüne aynı rengin üç tonu şeklinde sürdüğü farı beğenip beğenmediğimi sorması olmuştu. Tabii ki yalan söyledim. Tam olarak değil aslında. Klasik yöntemimi kullanıp "Hmm çok ilginç bir tarz, başka kimsede görmedim." dedim.


Bu akşam can havliyle kütüphaneden çıkaramadığım bir kitabı okurken başka bir okulun kütüphanesinde, SunHee karşıma çıktı birden ve ona beş dakika ayırmamı istedi. Tabii, dedim. Geçtik oturduk. Bana bir konuda fikrimi soracağını söyleyip anlatmaya başladı. SunHee'den 10 yaş küçük biri varmış bir ay boyunca her gün görüşmüşler sadece arkadaş olarak. Sonra SunHee ona karşı bir şeyler hissettiğini anlayınca çocuğa İncil dersleri vermeye başlamış. Bir gün ChangHo Kim ona "Beni bir erkek olarak beğeniyor musun?" diye sormuş. Sonra da onu bir "pastor" olarak görmediğini söylemiş (çeviremedim). Bizimki çok emin olamamış saçma sapan cevaplar vermiş. Sonra ChangHo Kim bundan kaçmaya başlamış. Şimdi ChangHo Kim'in Facebook sayfasında "I don't even recall your face" yazıyormuş, bu çocuğun ölen babası da olabilirmiş ama SunHee olması daha muhtemelmiş. Facebook arkadaşı olan bir sürü kız varmış, bunun telaşı ondanmış. Asıl mesele şu ki ChangHo Kim SunHee'nin email ve mesajlarına cevap vermiyor. SunHee ise onun ev adresini bulmaya çalışıyor, onu da beceremediği için çocuğun okuluna gelip bu akşam olduğu gibi kampüste kütüphanelerde dolaşıyor. 

Sonra tam 2 saat boyunca onu dinledim, onayladım. Aslında bütün kadınların ara ara birbirlerine söylemesi gereken o cümleyi söylemek istedim, söyleyemedim: "He's just not that into you" Sonra da o kocaman kütüphanenin üç katını dolaşıp çocuğu aradık. Şimdi benden aklıma gelecek fikirleri ona göndermemi bekliyor ev adresi bulma konusunda.

Bunları neden anlattığım konusuna hemen geliyorum ayrıntıları vermeden. Öncelikle Korelilerin de bizim gibi olması hem içimi rahatlattı hem üzdü. Doğum günüde SunHee'nin hüzünlü bir şekilde gelip ortalıkta dolaşıp birine sadece "I like you" demek için dolaşıyor olması bütün gün ayrıca üzücüydü. Aşk böyle bir şey demek ki dediğim anlar düşündürücüydü. Gözlerimi SunHee'nin farından alamayıp anlattıklarını kaçırdığım sonra sadece söylediklerini onayladığım kısımlar komikti.  "Allahım neden ben nedeeeeeennnn" diye için için inlediğim kısımlar ise bence çok acınasıydı. 


Daha geçen hafta okulun yemekhanesinde çalışan Türk bir teyzeyle tanıştım. İkinci kez yemeğe gittiğimde yanıma oturup bana babasından kalan bağı bahçeyi, evi, kardeşleri arasındaki problemleri anlattı ve ne yapması gerektiğini sordu. Öyle böyle bir soru değil, sence Amerika'daki evimi, işimi bırakıp gideyim mi memlekete diye sordu. Tekrar tekrar soruyorum: neden ben? 

1 yorum:

togliatti dedi ki...

manyak bi hikaye dinleyici olduğumdan olsa gerek, yerinde olsam kendimi şanslı sayardım.